Yapay zekâ, Titanik ve filikalar
Dünyaya toz pembe baktığım gözlüklerim ne yazık ki bu aralar pek işe yaramıyor. Hayatımın en kötümser dönemlerinden birini yaşıyorum. Sebebi de çaresizliğim.
Genelde iyimser bir insanımdır. Son bir ay hariç. Yapay zekâ teknolojilerinde giderek artan hızla karşımıza çıkan gelişmeler içimdeki iyimserliği kuruttu ve beni çok konuşan, karamsar bir yaşlıya çevirdi. Çok uzun yıllar sonra ilk kez ne yapacağımı daha doğrusu ne yapmamız gerektiğini bilmediğim bir noktadayım.
Bu belirsizlikte yalnız olmadığımı düşünüyorum. Böyle düşünmemin sebebi konu ile ilgili aldığım etkileşim. Yapay zekâ ile ilgili son yazım en çok yorum alan yazılarımdan birisi oldu. AIFryer canlı yayınlarındaki sohbet içeriğinden çıkan YZ ile ilgili kısa video kesitler benzer şekilde bu aralar en çok etkileşim alan içeriklerim.
Bu içerikler dışında kendi kavramsal dünyamı genişletmek için konu hakkında bolca okumaya, farklı görüş ve yorumlara erişmeye, tartışmaları takip etmeye çalışıyorum. Bu içeriklerden elde ettiğim bilgiyi damıtıp kendi anlam dünyamda bir yere oturtmaya çalışıyorum. Pek fena olmadığım bu konuda ilk kez net bir cevap vermekte bu kadar başarısızım.
Gece yastığa kafamı koyuyorum ve “ne olacak?” sorusuna yanıt arıyorum. Sabah kalkıyorum, yürüyüşe çıkıyorum. Tüm yürüyüş “acaba şöyle bir senaryo olabilir mi?” diye kafamda türlü düşünceyi birbiri ile yarıştırıyorum. Etkinliğe gidiyorum, endişelerim dilime vuruyor ve herkes ile YZ konuşuyorum.
Abarttığımı düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Hemen güncel örnek ile geleyim. Son katıldığım topluluk etkinliğinde o kadar negatiftim ki bir ara “abi, bak şu ilerideki iki arkadaş “YZ bizi işimizden edemez” diyor. Bir ara gidip canlarını sıkar mısın?” diye müthiş enerjimi paylaşmamı istediler.
Yapacak bir şey yok. Kafamda bir problem var ve bu problemi çözemiyorum. Çözmek zorunda mıyım? Problemin beni bu şekilde paralize etmesine izin vermeyebilirim. Görmezden gelebilirim. Tıpkı ülke gündemi ile ilgili değiştiremeyeceğim bir sürü şeyi görmezden geldiğim gibi. Ama bu bir çeşit yenilgi gibi geliyor. Bir çeşit kabullenme.
Halbuki ben “90’ların sonunda internet müthiş, yayılacak ve herkes bilgiye ulaşabilecek, dünya demokratikleşecek” hikayesine safça inanlar gibi (evet ben de inandım) iyimser tarafta kalmak istiyorum YZ ile ilgili de.
“Bütün gereksiz işleri YZ yapacak, artık çalışmayacağız” demeyi çok isterdim. Keşke ütopik bir dünya hayaliyle “Merak etmeyin, bundan sonra fabrikalarda robotlar çalışacak. Beyaz yaka işleri de YZ agent’lar yapacak. Biz sadece sanatla, sporla, bizi mutlu eden şeylerle ilgileneceğiz.” diyebilseydim.
Geçen sevdiğim bir arkadaş ile online sohbet ederken YZ’ye adapte olmayı Titanik’in batışına benzettim. Gemi su içinde dik konuma gelmiş, büyük bir hızla su alarak batıyor. Adapte olduğunu ya da olabileceğini düşünenler Titanik’in henüz kuru kısmındalar. Can pazarı yaşanıyor, yaşanacak. Bugün kuru olanların hepsini kurtaracak filika yok.
Filika da kalanlar da ne kadar şanslı onu da bilmiyorum. Okyanusun ortasında küçücük bir filikada olmak ayrı bir zor. Herkes öldükten sonra bir avuç kalan insan ne yapacak? Tüm sistem, tüm düzen yıkıldığına geriye adapte olmuş bir azınlık mı kalacak?
Ben bir şekil adapte olabileceğimi düşünüyorum. Bir his elbette bu. Siz ne hissediyorsunuz? Var mı kendinizle ilgili iyimser senaryolarınız?



